İrlanda yapımı Kin dizisinin üçüncü sezonunda yeniden Hazim Atkas karakteriyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanan Haydar Köyel ile uluslararası projelerde bir Türk oyuncu olarak yer almanın zorluklarını, farklı kültürlerde karakter yaratma deneyimini, Kin’deki Hazim’in gizemli yolculuğunu ve oyunculuk kariyerinde geride bıraktığı yılları konuştuk.
Köyel, samimi ve esprili yanıtlarıyla hem kamera önündeki deneyimlerini hem de oyunculuk yolculuğuna dair dikkat çekici detayları BidoluSinema için anlattı.
Haydar Bey merhaba, öncelikle zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Kin’in üçüncü sezonunda yeniden Hazim Aktaş karakteriyle kamera karşısına geçmeye hazırlanırken; uluslararası yapımlarda oyunculuk deneyiminizden, Hazim’in dünyasına ve karakterin yolculuğuna, farklı ülkelerden oyuncularla aynı sette çalışmanın size kattıklarından üçüncü sezonda bizi bekleyenlere kadar uzanan birkaç soruyu sizinle paylaşmak istedik.
Oyunculuk kariyerinizde Türkiye’deki projelerden uluslararası yapımlara uzanan oldukça farklı bir yolculuk var. Bugün geriye dönüp baktığınızda, sizi uluslararası projelere taşıyan bu yolculuğun en önemli dönüm noktası sizce hangisiydi?
Aslında durum tam olarak öyle gelişmedi. Ben Londra’da başladığım oyunculuk serüvenime Türkiye’de devam etmek istedim. Benim gibi yurt dışında oyunculuğa başlamış meslektaşlarımla konuşursanız, bunun çok genel bir eğilim—belki de heves demek daha doğru olur—olduğunu görürsünüz. Kendi çöplüğünde mutlu bir horoz olma hayali, özellikle çok uzun yıllar ülkeden uzak kalanlar için özlem ve hevesin birbirine karıştığı bir ruh hâline dönüşüyor. Başlangıç olarak Avrupa’da Türk bir oyuncu olarak tutunmak—eğer orada doğup büyümediyseniz ve anadiliniz değilse—çok zor. Sektörde alan çok dar; yeteneğinizin ötesinde rol az, rekabet ise çok fazla. Türkiye’de 5–6 sene çalışıp bütün hevesimi ve ülkenin dönüştüğü şeyden nasibimi alınca tekrar Avrupa’da şansımı denemeye karar verdim. Tabi İspanya tamamen yeni bir başlangıç oldu. Kimseyi tanımadan, dil bilmeden sıfırdan mücadele etmek hiç kolay değil. Oyunu yavaş yavaş yeniden kuruyorsunuz.
Kin’de Türk suç ailesinin hikâyeye dâhil olması, dizinin dünyasını da değiştiriyor. Sizce Türk karakterlerin hikâyeye eklenmesi yalnızca dramatik bir unsur muydu, yoksa İrlanda’daki Türk toplumu ve Türk kültürüne dair de bir şeyler söyleme fırsatı yarattı mı?
Dünya genelinde izleyiciler İtalyan ve Rus mafya hikâyelerine alışkın. Dünyadaki Türk nüfusu arttıkça ve insanlar bizleri tanıdıkça, biz de bu hikâyelerden payımıza düşeni almaya başladık diye düşünüyorum. İnsanlara değişik ve yeni bir alan gibi geliyor. Umarım ilerleyen süreçte mafya anlatılarını aşıp kendi hikâyelerimizle de dünya televizyon sektörüne dâhil olmaya başlarız.
Bir oyuncunun kendi kültüründen bir karakteri yabancı bir yapımda canlandırması ilginç bir paradoks yaratıyor. Hazim’i oynarken yapımda “Bunu bir Türk oyuncu olarak ben farklı görüyorum” dediğiniz bir nokta oldu mu?
Olmaz olur mu? Senaryolar genelde o yapımın ana dilinde yazıldığı için, karakter Türkçe konuşacaksa oyuncu metni çevirmek durumunda kalıyor. Bunun en büyük örneğini The Turkish Detective projesinde yaşadım. Senaryo İngilizceydi; biz oyuncular çeviri aşamasında “Biz bunu böyle söylemeyiz, böyle yapmayız” diyerek müdahalelerde bulunmak zorunda kalıyorduk. En büyük endişemiz de “Bunu Türk seyirci de izleyecek, rezil oluruz” düşüncesiydi.
Hazim Aktaş’ın sizce en büyük gücü ne, en büyük zaafı ne? Ve bu ikisinden hangisi onu hikâyede nasıl bir karakter hâline getiriyor?
Bu karakterin hâlâ büyük bir gizemi var bence ve hikâyeye yavaş yavaş dâhil oluyor. Hâlâ tüm sezonun senaryosu elimizde yok. Ben bir sürpriz bekliyorum, bakalım… Umarım ölmem.
The Turkish Detective, House of David, Ten Virgins ve şimdi Kin… Kariyerinizde uluslararası projeler arttıkça ve Türkiye’deki projelerinizi de düşündüğünüzde, sizi oyuncu olarak en çok zorlayan karakteriniz hangisiydi? Neden?
Benim bir oyuncu olarak en çok zorlandığım şeyler maalesef pek oyunculukla ilgili olmayan detaylar… Ata binmek, çok hızlı araba kullanmak gibi becerilerimin sınırlı olduğu noktalarda zorlanıyorum. Örneğin atın üstünde ilerlerken bir yandan da rol yapmak bana çok zor geldi. Yoksa atın beni yere; ağlayayım, zırlayayım, duygunun dibine vurayım… Ama at ve araba sahneleri beni gerçekten zorluyor.

Charlie Cox, Aidan Gillen, Ciarán Hinds gibi oyuncularla bir arada olduğunuz Kin setinden sizinle birlikte kalacak en güçlü hatıra hangisi oldu?
Henüz sete çıkmadım; bizim sahnelerimiz iki hafta içinde Mallorca’da çekilecek. Geçen sezondan kalan en güzel hatıra, Öykü Karayel ve Kenan Ece gibi dünya tatlısı insanlarla tanışmak oldu. İrlanda ekibiyle henüz tanışamadım. Ölmezsem bir dahaki sezona umarım…
Üçüncü sezon için yeniden kamera karşısına geçmeye hazırlanırken Hazim’in yolculuğunda sizi en çok heyecanlandıran şey ne?
Gizeminin artması… Tabi her an ölebilir de çünkü hikâyede sürekli birileri ölüyor. Bakalım, göreceğiz.
Hazim’in üçüncü sezondaki hikâyesi için tek bir kelime seçmeniz gerekseydi, bu kelime ne olurdu?
Gizem
Kariyerinizin bugünkü noktasından 20 yıl önceki Haydar Köyel’e bir tavsiye verebilseydiniz, ona oyunculukla ilgili ne söylerdiniz?
Kendine birazcık güven ya, nedir bu hâlin!
Sorularımıza ayıracağınız değerli zamanınız için şimdiden çok teşekkür ederiz. Cevaplarınızı BidoluSinema’da okuyucularımızla buluşturmak için sabırsızlanıyoruz.
Sorularımızı içtenlikle yanıtladığı ve kariyer yolculuğuna dair değerli paylaşımlarda bulunduğu için Haydar Köyel’e teşekkür ederiz. Üçüncü sezonda Hazim Atkas’ın hikâyesini merakla bekliyoruz.
