“Roman Gibi” ile Altın Portakal, Altın Safran, Moskova ve Frankfurt’tan ödüllerle dönen yönetmen Tayfun Belet, yeni filminde bir insanın hayaliyle arasındaki mesafeyi Antarktika’nın uçsuz bucaksız beyazlığında takip ediyor.
Geçtiğimiz yıl “Roman Gibi” filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel, Altın Safran Film Festivali’nde En İyi Film, Frankfurt Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel, Boston Türk Film Festivali’nde En İyi Belgesel Seyirci Ödülü ve 21. Moskova “Won Together” Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan ödüllü yönetmen Tayfun Belet, yeni uzun metrajlı belgeseli “Beyaz Kıtaya Yolculuk” ile bu kez Antarktika’ya uzanıyor.
Film, eski olimpik kürekçi Ali Rıza Bilal’in, 51 yaşında yıllardır taşıdığı büyük bir hayalin peşinden giderek Antarktika’daki Messner Rotası’nı tek başına yürüyerek kat etmek ve Güney Kutbu’na ulaşan ilk Türk olmak hedefiyle çıktığı yolculuğu merkezine alıyor. Ali Rıza’nın bu yolculuğa başladığı tarihte Messner Rotası’nı tek başına tamamlayabilen yalnızca sekiz kişi bulunuyordu.
Yaklaşık 933 kilometrelik rota, çektiği 100 kilogramlık bir kızak ve eksi 40 dereceye kadar düşebilen hava koşulları, girişimin fiziksel boyutunu ortaya koyuyor. Ancak “Beyaz Kıtaya Yolculuk”, bu sıra dışı hikâyeyi yalnızca sportif bir başarı ya da dayanıklılık öyküsü olarak ele almıyor. Film; hayal kurmak, yaş almak, aile, zaman, yalnızlık ve insanın kendi sınırlarıyla kurduğu ilişki üzerine yoğunlaşıyor.
Antarktika’da gerçekten tek başına
Ali Rıza Bilal, Antarktika’daki yolculuğunu herhangi bir ekip ya da kameraman eşliği olmadan tamamen tek başına gerçekleştiriyor. Bu nedenle Antarktika’daki yolculuğun tamamını kendi kamerasıyla kaydediyor.
Başlangıçta kamera, günlük katettiği mesafeleri ve koşulları raporladığı işlevsel bir araçken, günler ilerledikçe başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Ali Rıza’nın yalnızlığının içinde konuştuğu, düşüncelerini ve giderek daha kişisel duygularını paylaştığı bir günlüğe ve sırdaşa dönüşüyor.
Bu kayıtlar, seyirciyi Antarktika’ya dışarıdan bakan bir gözlemcinin değil, yolculuğu yaşayan kişinin bakışından taşıyor.
Ali Rıza beyaz kıtanın ortasında tek başına ilerlerken, binlerce kilometre ötede ailesi ve filmin ekibi ondan gelecek haberleri bekliyor ve bütün sürece yakından tanıklık ediyor. Böylece Tayfun Belet yalnızca yola çıkan insanı değil, onun geride bıraktığı insanların bekleyişini de anlatının bir parçası haline getiriyor.
Bir başarı hikâyesinin ötesinde
Tayfun Belet ve ekibi, Ali Rıza Bilal’i yalnızca Antarktika yolculuğu sırasında değil, bu yolculuğa uzanan hazırlık sürecinden itibaren takip etti. Bilal’in geçmişi, ailesi, profesyonel sporculuk yaşamı ve hayatının bu döneminde böylesine büyük bir hedefe yönelmesinin ardındaki motivasyon, filmin diğer katmanlarını oluşturuyor.
Yönetmen Tayfun Belet filmin çıkış noktasını şöyle anlatıyor:
“Ali Rıza Bilal’in hikâyesini ilk duyduğumda Antarktika ve yolculuğun fiziksel büyüklüğü elbette çok etkileyiciydi. Nasıl bir sonucun bizi beklediğini bilmiyordum. Ama beni asıl ilgilendiren 933 kilometre ya da sportif bir başarı değildi. Bir insanın neden böyle bir hayali yıllarca içinde taşıdığı, hayatının belirli bir döneminde neden onun peşinden gitmeye karar verdiği ve bütün bu sürecin taşıdığı belirsizlikti. Yolculuk ilerledikçe bunun yalnızca gidilecek fiziksel bir mesafenin değil; insanın kendisiyle, zamanla ve sevdikleriyle arasındaki mesafenin hikâyesi olduğunu hissettim.”
Bu yaklaşım, filmi klasik bir keşif ya da spor belgeselinden uzaklaştırıyor. Antarktika filmde yalnızca görkemli bir coğrafya değil; insanın kırılganlığını, yalnızlığını ve doğa karşısındaki ölçeğini görünür kılan bir alan haline geliyor.
“Roman Gibi”den “Beyaz Kıtaya Yolculuk”a
2006 yılından bu yana belgesel ve kurmaca filmler üreten Tayfun Belet, çalışmalarında çoğunlukla bireysel hikâyelerden hareketle daha geniş insani ve toplumsal meselelere odaklanıyor.Bir önceki uzun metrajlı belgeseli “Roman Gibi”, gazeteci çift Sabiha ve Zekeriya Sertel’in yaşamı üzerinden Türkiye’nin basın, düşünce ve politik tarihine bakarken; “Beyaz Kıtaya Yolculuk”ta yönetmen bu kez daha kişisel ve fiziksel bir alana yöneliyor.Filmin merkezinde, büyük bir hedefin ardındaki çok daha tanıdık sorular bulunuyor: İnsan hayallerinin peşinden ne kadar ileri gidebilir? Bunun bedelini yalnızca kendisi mi öder? Ve insan bütün seslerden uzaklaştığında kendisiyle nasıl karşılaşır?
Festival yolculuğu Antalya’da başlıyor
“Beyaz Kıtaya Yolculuk”, dünya prömiyerini 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirecek. Film, Antalya’nın ardından Boğaziçi Film Festivali’nde seyirciyle buluşacak.Tayfun Belet’in “Roman Gibi”nin ardından çektiği yeni uzun metraj belgeseli böylece festival yolculuğuna Türkiye’nin iki önemli festivalinde başlayacak.
