“Bir tabak yemek, bir hikayenin başlangıcıdır.” Bu söz, gastronomi ve sinemanın eşsiz buluşmasını özetler nitelikte. Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali, sofraların ötesinde beyaz perdede hayat bulan öyküleri ve kültürü bir araya getirerek, yerel mutfağın zengin mirasını sinemanın anlatı gücüyle buluşturuyor. Urla’nın tarihi ve doğal dokusunun verdiği ilhamla, festival izleyicilere unutulmaz deneyimler sunmayı hedefliyor. Bugün, 21 yıllık deneyimiyle bu vizyonu şekillendiren festival direktörü Gülper Ergün ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, gastronomi ve sinema arasındaki bu büyülü bağlantıyı yakından keşfediyoruz.
Gülper Hanım, 21 yıllık deneyiminiz ışığında, gastronomi ve sinemanın buluştuğu bu eşsiz festivali planlamanızın ilham kaynağı nedir? Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali’ni gerçekleştirme hayaliniz ilk olarak nasıl şekillendi?
Bu festival aslında uzun zamandır aklımda olan bir fikirdi. Dört yıl önce patentini aldık ama zaman içinde olgunlaşması gerektiğini gördüm. Gastronomi alanında geçirdiğim 21 yılın sonunda, artık sadece ürünle ya da lezzetle değil, anlatıyla ve kültürle de ilgilenmeye başladım.
Ege Yarımadası’nın yerel ürünlerini, hikâyelerini ve gastronomi zenginliğini sinema ve medya aracılığıyla uluslararası alana taşıyabilir miyiz sorusu hep aklımdaydı. Bu sorudan hareketle, son bir yıldır çok kıymetli bir ekiple birlikte yoğun şekilde çalıştık ve bu hayal gerçeğe dönüştü.
Festivalin Türkiye’de ilk kez Urla’da düzenlenecek olması sizce yerel mutfağın ve sinema kültürünün tanıtımı açısından ne ifade ediyor? Urla’nın kendine has tarihi ve doğal dokusu, festival deneyimine nasıl bir zenginlik katacak?
Urla hem mutfak kültürü hem de sanata olan yakınlığıyla bu festivalin doğal adresiydi. Yerel üreticilerin, mutfak çalışanlarının, turizm sektörünün ve sanatçıların bir arada bulunduğu, yaşayan bir kültürün içindeyiz.
Urladam gibi bir sanat kompleksinin bölgede olması da bizim için çok önemliydi. Bu altyapı ve ruh, festivalin gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladı. Urla’daki üreticileri ve emekçileri, sinema aracılığıyla görünür kılmak istedik.
Akdeniz havzasında bu tür festivaller yaygınlaşıyor ancak Türkiye’de bu anlamda bir eksiklik vardı. Biz artık bu alandaki boşluğu doldurmak ve Urla’nın doğal, kültürel ve yaratıcı gücünü daha geniş çevrelere taşımak istiyoruz.
Programda yer alan film gösterimleri, atölyeler, masterclass’lar ve tadım etkinlikleri hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Sizce katılımcıların en unutulmaz anlarından biri hangisi olacak?
Bu yıl ilk yılımız olduğu için danışma kurulumuzla birlikte yarışma yapmama kararı aldık. Onun yerine ulusal ve uluslararası gastronomi filmlerinden özel bir seçki hazırladık. Gösterimlerin ardından yaratıcılarla yapılacak söyleşilerle katılımcılar içeriklerin arkasındaki üretim süreçlerine de tanıklık edecek.
Ayrıca “Açık Perde” adlı bir etkinlikte bağımsız sinemacıların kısa gastronomi filmlerine alan açıyoruz. Bu, genç sinemacılar için önemli bir adım olacak.
Masterclass’larda ise sektörün önde gelen isimleriyle buluşmalar gerçekleşecek. İzmir’den 600 sinema ve gastronomi öğrencisini ücretsiz şekilde bu programa dahil ediyoruz. Bu birlikteliklerin, yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında hatırlanacak değerli anlar yaratacağını düşünüyorum.
Festivalin Danışmanlar Kurulu’nda yer alan değerli isimlerle çalışma fırsatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ekip ile kurduğunuz sinerjinin festivalin başarısına katkısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Danışmanlar Kurulumuz festivalin en güçlü bileşenlerinden biri. Her biri kendi alanında birikimli ve vizyoner insanlar. Sürecin en başından itibaren birlikte çalıştık. Temadan içerik planlamasına kadar birçok konuda çok kıymetli öneriler sundular.
“Sofradan Beyaz Perdeye” mottosu da bu ortak aklın ürünü. Bu ekip sayesinde hem içerik hem de stratejik vizyon anlamında sağlam bir yapı oluşturduk. Bu sinerjinin festivalin uzun vadeli başarısına doğrudan katkı sağlayacağını düşünüyorum.
‘Açık Perde’ etkinliğiyle bağımsız sinemacılara nasıl bir platform sunmayı hedefliyorsunuz? Bu adım sinema dünyasına ne gibi yenilikler getirebilir?
“Açık Perde”, özellikle gastronomi temasına ilgi duyan bağımsız sinemacılar için bir vitrin sunuyor. Bütçesi küçük ama fikri güçlü işlerin görünürlük kazanması bizim için çok değerli.
Bu alan, özellikle genç sinemacılar için özgür bir üretim zemini sağlıyor. Her yıl bu etkinliği geliştirerek bağımsız üreticilerin gastronomi odağında daha fazla film çekmesine katkı sunmak istiyoruz. Sinemanın yalnızca endüstriyel boyutuyla değil, anlatı gücüyle de gastronomiye dokunabileceğini göstermek temel hedefimiz.
Ve son olarak Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali’nin, yerli ve uluslararası arenada gastronomi ve sinema kültürüne ilham verecek uzun vadeli hedefleri neler olacak?
Bu festivalin vizyonu en başından beri uluslararasıydı. Türkiye’nin gastronomi alanındaki sorunu ürün ya da çeşitlilik değil; bu değerleri dünyaya nasıl anlattığımız. Biz içerde birleşip dışarda daha güçlü bir anlatı kurmanın peşindeyiz.
Amacımız, sadece yıllık bir etkinlik değil, yıl boyunca devam eden bir kültürel üretim ağı oluşturmak. İzmir’deki gençlerin bu kültürün parçası olmasını, zamanla bu festivalin çevresinde oluşan bir yaratıcı topluluk ortaya çıkmasını istiyoruz.
Bu yapı zamanla yalnızca Urla’da değil, Ege Yarımadası genelinde yıl boyunca farklı etkinliklerle yayılabilir. Uzun vadede Türkiye’nin gastronomi ve sinema ekseninde kültürel ihracat yapabildiği bir yapıya evrilmesini hedefliyoruz.
2-3-4 Mayıs tarihinde düzenlenecek Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali, yalnızca bir etkinlik değil, bir kültürel buluşma noktası olacak. Hikâyelerin tabaklardan perdeye yansıdığı bu festival, genç yaratıcılar için ilham verici bir platform sunarken, yerel değerleri evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Festivalin ruhu, Urla’nın üretken topraklarından yükseliyor; her film gösterimi, her tadım etkinliği bu toprağın sesi oluyor.
Gülper Ergün’ün liderliğinde şekillenen bu vizyon, hem gastronomi hem de sinema meraklılarını aynı sofrada buluşturacak. Bu yıl festivalin ilk adımlarına tanıklık edecek olan izleyiciler, aslında geleceğin kültürel dönüşümünün bir parçası olacaklar.
Sofradan beyaz perdeye uzanan bu yolculukta yerinizi almak için Urla Mayıs ayında sizleri bekliyor olacak.
Festival ile ilgili gelişmeleri “gastronomifilmfestivali” resmi instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Röportaj için öncelikle Gülper Ergün ve bize bu imkanı sunan ZB İletişime de ayrıca teşekkür ederiz.
Gülper Hanım, 21 yıllık deneyiminiz ışığında, gastronomi ve sinemanın buluştuğu bu eşsiz festivali planlamanızın ilham kaynağı nedir? Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali’ni gerçekleştirme hayaliniz ilk olarak nasıl şekillendi?
Bu festival aslında uzun zamandır aklımda olan bir fikirdi. Dört yıl önce patentini aldık ama zaman içinde olgunlaşması gerektiğini gördüm. Gastronomi alanında geçirdiğim 21 yılın sonunda, artık sadece ürünle ya da lezzetle değil, anlatıyla ve kültürle de ilgilenmeye başladım.
Ege Yarımadası’nın yerel ürünlerini, hikâyelerini ve gastronomi zenginliğini sinema ve medya aracılığıyla uluslararası alana taşıyabilir miyiz sorusu hep aklımdaydı. Bu sorudan hareketle, son bir yıldır çok kıymetli bir ekiple birlikte yoğun şekilde çalıştık ve bu hayal gerçeğe dönüştü.
Festivalin Türkiye’de ilk kez Urla’da düzenlenecek olması sizce yerel mutfağın ve sinema kültürünün tanıtımı açısından ne ifade ediyor? Urla’nın kendine has tarihi ve doğal dokusu, festival deneyimine nasıl bir zenginlik katacak?
Urla hem mutfak kültürü hem de sanata olan yakınlığıyla bu festivalin doğal adresiydi. Yerel üreticilerin, mutfak çalışanlarının, turizm sektörünün ve sanatçıların bir arada bulunduğu, yaşayan bir kültürün içindeyiz.
Urladam gibi bir sanat kompleksinin bölgede olması da bizim için çok önemliydi. Bu altyapı ve ruh, festivalin gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladı. Urla’daki üreticileri ve emekçileri, sinema aracılığıyla görünür kılmak istedik.
Akdeniz havzasında bu tür festivaller yaygınlaşıyor ancak Türkiye’de bu anlamda bir eksiklik vardı. Biz artık bu alandaki boşluğu doldurmak ve Urla’nın doğal, kültürel ve yaratıcı gücünü daha geniş çevrelere taşımak istiyoruz.
Programda yer alan film gösterimleri, atölyeler, masterclass’lar ve tadım etkinlikleri hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Sizce katılımcıların en unutulmaz anlarından biri hangisi olacak?
Bu yıl ilk yılımız olduğu için danışma kurulumuzla birlikte yarışma yapmama kararı aldık. Onun yerine ulusal ve uluslararası gastronomi filmlerinden özel bir seçki hazırladık. Gösterimlerin ardından yaratıcılarla yapılacak söyleşilerle katılımcılar içeriklerin arkasındaki üretim süreçlerine de tanıklık edecek.
Ayrıca “Açık Perde” adlı bir etkinlikte bağımsız sinemacıların kısa gastronomi filmlerine alan açıyoruz. Bu, genç sinemacılar için önemli bir adım olacak.
Masterclass’larda ise sektörün önde gelen isimleriyle buluşmalar gerçekleşecek. İzmir’den 600 sinema ve gastronomi öğrencisini ücretsiz şekilde bu programa dahil ediyoruz. Bu birlikteliklerin, yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında hatırlanacak değerli anlar yaratacağını düşünüyorum.
Festivalin Danışmanlar Kurulu’nda yer alan değerli isimlerle çalışma fırsatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ekip ile kurduğunuz sinerjinin festivalin başarısına katkısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Danışmanlar Kurulumuz festivalin en güçlü bileşenlerinden biri. Her biri kendi alanında birikimli ve vizyoner insanlar. Sürecin en başından itibaren birlikte çalıştık. Temadan içerik planlamasına kadar birçok konuda çok kıymetli öneriler sundular.
“Sofradan Beyaz Perdeye” mottosu da bu ortak aklın ürünü. Bu ekip sayesinde hem içerik hem de stratejik vizyon anlamında sağlam bir yapı oluşturduk. Bu sinerjinin festivalin uzun vadeli başarısına doğrudan katkı sağlayacağını düşünüyorum.
‘Açık Perde’ etkinliğiyle bağımsız sinemacılara nasıl bir platform sunmayı hedefliyorsunuz? Bu adım sinema dünyasına ne gibi yenilikler getirebilir?
“Açık Perde”, özellikle gastronomi temasına ilgi duyan bağımsız sinemacılar için bir vitrin sunuyor. Bütçesi küçük ama fikri güçlü işlerin görünürlük kazanması bizim için çok değerli.
Bu alan, özellikle genç sinemacılar için özgür bir üretim zemini sağlıyor. Her yıl bu etkinliği geliştirerek bağımsız üreticilerin gastronomi odağında daha fazla film çekmesine katkı sunmak istiyoruz. Sinemanın yalnızca endüstriyel boyutuyla değil, anlatı gücüyle de gastronomiye dokunabileceğini göstermek temel hedefimiz.
Ve son olarak Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali’nin, yerli ve uluslararası arenada gastronomi ve sinema kültürüne ilham verecek uzun vadeli hedefleri neler olacak?
Bu festivalin vizyonu en başından beri uluslararasıydı. Türkiye’nin gastronomi alanındaki sorunu ürün ya da çeşitlilik değil; bu değerleri dünyaya nasıl anlattığımız. Biz içerde birleşip dışarda daha güçlü bir anlatı kurmanın peşindeyiz.
Amacımız, sadece yıllık bir etkinlik değil, yıl boyunca devam eden bir kültürel üretim ağı oluşturmak. İzmir’deki gençlerin bu kültürün parçası olmasını, zamanla bu festivalin çevresinde oluşan bir yaratıcı topluluk ortaya çıkmasını istiyoruz.
Bu yapı zamanla yalnızca Urla’da değil, Ege Yarımadası genelinde yıl boyunca farklı etkinliklerle yayılabilir. Uzun vadede Türkiye’nin gastronomi ve sinema ekseninde kültürel ihracat yapabildiği bir yapıya evrilmesini hedefliyoruz.
2-3-4 Mayıs tarihinde düzenlenecek Uluslararası Urla Gastronomi Film Festivali, yalnızca bir etkinlik değil, bir kültürel buluşma noktası olacak. Hikâyelerin tabaklardan perdeye yansıdığı bu festival, genç yaratıcılar için ilham verici bir platform sunarken, yerel değerleri evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Festivalin ruhu, Urla’nın üretken topraklarından yükseliyor; her film gösterimi, her tadım etkinliği bu toprağın sesi oluyor.
Gülper Ergün’ün liderliğinde şekillenen bu vizyon, hem gastronomi hem de sinema meraklılarını aynı sofrada buluşturacak. Bu yıl festivalin ilk adımlarına tanıklık edecek olan izleyiciler, aslında geleceğin kültürel dönüşümünün bir parçası olacaklar.
Sofradan beyaz perdeye uzanan bu yolculukta yerinizi almak için Urla Mayıs ayında sizleri bekliyor olacak.
Festival ile ilgili gelişmeleri “gastronomifilmfestivali” resmi instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Röportaj için öncelikle Gülper Ergün ve bize bu imkanı sunan ZB İletişime de ayrıca teşekkür ederiz.
